27 Temmuz 2008 Pazar

3. Cild 47. Mektup

[3.47] Bu mektûb, zemânın sultânı [Selîm Cihângir hân] “rahmetullahi teâlâ aleyh” için yazılmışdır. Düâ etmekdeki gizli bilgileri açıklamakda, âlimleri övmekdedir.



4 Temmuz 2008 Cuma

3 Cild 27.ci Mektup

[3.27] Bu mektûb, molla Alî Keşmîye yazılmışdır. Kul, kendi dileklerini bırakıp, sâhibinin arzûlarına uymalıdır. Ayrıca, insanın kendinde bulunan ve dışardan gelen hastalıklarını bildirmekdedir


3 Cild 62.ci Mektup

[3.62] Bu mektûb, mubârek oğlu Muhammed Ma’sûm “medde zillühül’âlî” için yazılmışdır. İnsanın aslının adem olduğunu, ademde hiçbir iyilik bulunmadığını bildirmekdedir:

2 Cild 31.Mektup

[2.31] Bu mektûb, hâce Şerefüddîn Hüseyne yazılmışdır. Fırsatın ganimet olduğunu bildirmekte ve nasîhat etmekdedir:

26 Mayıs 2008 Pazartesi

Mektûbât-ı Şerif'den İnciler (Belgesel)

[2.29] Bu mektûb, fazîletli şeyh Abdülhak-ı Dehlevîye “rahmetullahi teâlâ aleyh” yazılmışdır. Bu dünyâda en kıymetli sermâyenin üzüntü ve sıkıntı olduğu ve en tatlı ni’metin derd ve elem olduğu bildirilmekdedir.



13 Nisan 2008 Pazar

40 Hadis-i Şerif Belgeseli 2

Belgesel insanların istifadesi için hazırlanmıştır, kesinlikle ticari değildir. Aslına sadık kalmak koşulu ile dağıtımının va çoğalmasının hiçbir mahsuru yoktur.









Bağlantı hızınıza göre izleme kaliteniz değişebilir.Düşük bağlantı hızı nedeni ile takılmalar yaşanabilir.Bu durumda play tuşuna basarak bir müddet filmin önbelleğe yüklemesini bekleyebilirsiniz.Bu işlemden sonra kesintisiz izleme imkânı oluşacaktır.

2 Nisan 2008 Çarşamba

Müslüman için zor asırlar

Kıyamet yarın kopacak, öbür gün kopacak diye tarih verenlere itibar etmemelidir. Çünkü dünyada Müslüman bulunduğu müddetçe kıyamet kopmayacaktır.

Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Allah diyen bir kimse kaldığı müddetçe kıyamet kopmaz.) [Müslim]Ama kıyamet yaklaştıkça Müslümanlar çok garip olacak, çok zulüm görecek, çok sıkıntı çekecek, dinini rahatça yaşaması çok zor olacaktır.

Bir hadis-i şerifte: (Bir zaman gelir, sünnet unutulur, bid'atler meydana çıkar. Sünnete uyanlar garip olur, yalnız kalır. Bid'atlere uyan ise, kendilerine çok arkadaş, yardımcı bulur) buyuruldu. O zamandaki Müslümanların nasıl yaşayacağı sorulduğunda, (Sudaki tuz, sirke içindeki kurt gibi) buyuruldu. Dinlerini nasıl koruyacağı sorulduğunda, (Avuçtaki ateş koru gibi. Bırakırsa söner, tutarsa elini yakar) buyuruldu. (Şir’a)

Bir hadis-i şerif de şöyledir: (Öyle bir zaman gelir ki, sünnetime tutunmak, avucuna ateş almak gibi olur.) [Hakim]Müslümanlar, bütün dünyada garip olacaktır.
Bir hadis-i şerif şöyledir: (İslam dini, garip olarak başladı, sonu da garip olacaktır.) [Müslim, Tirmizi] Garip olmasının sebebi ise, insanlar gittikçe bozulmaktadır.

Bir hadis-i şerif de şöyledir: (En iyi, en hayırlı insanlar benim asrımda bulunan Müslümanlar [Eshab-ı kiram]dır. Onlardan sonra en iyileri, onlardan sonra gelenler [Tabiin] dir. Onlardan sonra da en iyiler onlardan sonra gelenler [Tebe-i tabiin] dir. Onlardan sonra gelenlerde yalanlar yayılır. Bunların sözlerine, işlerine inanmayınız.) [Buhari]

Herbiri bir mucizeyi bildiren bu hadis-i şerifler gösteriyor ki, günümüzdeki insanların sözlerine ve işlerine ihtiyatla yaklaşmak lazımdır. Kendi sözlerine değil, eski âlimlerden bildirdiklerine itimat etmelidir. Şayet eski âlimler kötülenirse asla itibar etmemelidir.

Yine bir mucizeye bildiren hadis-i şerifte buyuruluyor ki: (Ahir zamanda sonra gelenler, önceki âlimleri cahillikle suçlayacaktır.) [İbni Asakir]Peygamber efendimiz o zaman ne yapılacağını da bildirmiştir:(Bu ümmetin son zamanlarında gelenler, önceki âlimleri kötülediği zaman, ilmini gizleyen, Allah’ın indirdiği Kur’anı gizlemiş olur.) [İbni Mace, İbni Adiy, İbni Asakir]

Kıyamet alametini bildiren hadis-i şeriflerden bazıları da şöyledir:

(Haine itimat edilir, emine ihanet edilir.) [Harâiti](Hadisi bırak, Kur’ana bak diyerek beni yalanlayanlar çıkar.) [Ebu Ya’la](Kur’andan başka delil kabul etmem diyenler çıkar.) [Ebu Davud](Doğru söyleyenler yalanlanır, yalancılar kabul görür.) [İ.Ahmed] (Gençler, çocuklar âmir olur.) [Hakim](Camilerde binden fazla kişi namaz kılar, içlerinde bir mümin bulunmaz.) [Deylemi](Camiler ve hafızlar çoğalır, ama, hakiki âlim hiç bulunmaz.) [Ebu Nuaym](Kıyamete yakın ilim azalır, cehalet artar.) [İbni Mace](İlmin azalması, âlimlerin azalması ile olur. Cahil din adamları, kendi görüşleri ile fetva verir, insanları doğru yoldan saptırırlar.) [Buhari](İşler ehli olmayana verildiği zaman, kıyameti bekleyin.) [Buhari](Kıyamet kopmadan önce deccal çıkar, deccaldan önce de 30 veya daha fazla yalancı deccallar gelir.)

Bu yalancıların alametleri sorulduğunda buyuruldu ki: (Yeni âdetler çıkarıp dininizi değiştirenler çıkar, bunlardan sakının ve onlara düşman olun.) [Taberani](Hakkın peşinde olmak, garip ve yalnız kalmak demektir.) [İbni Asakir](Kötülerin arasında kalan salih kimse gariptir.) [Deylemi]

Yüz şehit sevabı için

Sual: Müslümanlar arasında çeşitli ayrılıklar çıkacağını Peygamberimiz bildirmiş midir?

CEVAP: Evet, bildirmiştir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:(Ümmetim, 73 fırkaya ayrılacaktır. Bunlardan 72’si, Cehenneme gidecek, yalnız bir fırka kurtulacaktır. Cehennemden kurtulacak olan tek fırka, benim ve Eshabımın yolunda gidenlerdir.) [Tirmizi, İbni Mace]İslamiyet’in dışına çıkıldığı zaman, Ehl-i sünnet âlimlerinin yolunda olanlara, kıyamette yüz şehit sevabı verilecektir.

Bir hadis-i şerif meali şöyledir:(Fitne fesat yayıldığı zaman, sünnetime yapışana yüz şehid sevabı verilir!) [Hâkim]Çünkü fitne fesat zamanında İslamiyet’e uymak, kâfirlerle savaşmak gibi güç olacaktır. Böyle güç bir zamanda sünnete yapışmak da, ancak Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarına dört elle sarılmakla mümkün olur. www.hakikatkitabevi.com adresindeki kitaplar, bu kıymetli kitapların doğru tercümeleridir.

Cam Parçaları ve Kozalaklar








Her bakımdan yok olan bu dünya, bu gerçekten mahrum olanlara sanki hakikaten varmış gibi görünmekte, bu hayal ve aldatmacası ile de beşeriyatı büyük bir maksat sapmasına itmektedir. Hayal ile gerçeği karıştıranlar böylece gerçek maksadı olan kulluk vazifelerinden sapmakta, çok kısa ve geçici bir hayale aldanarak dünyanın alçak zevklerine dalmaktadır. Şüphesiz ki bu aldanışın ilk basamağı aşina olduğumuz görme duyumuzdaki yanılma ile başlar. Baktığı zaman dışarıda gördüğü zannettiği görüntünün yani hayalin aslında beyninde olan bir resimden ibaret olduğunun bilincinde olmayanlar böylece görüp dokundukları, duydukları, tat aldıkları her şeyin dışarıda var olduğunu, maddesel bir varlık olduğunu sanmaktadır. Oysa ki bu konuda görme hususunda gözün inceliklerine vakıf olan bir göz doktorundan bilgi alınsa ya da bu konuda bilimsel bir araştırma içerisine girilse işin hakikati su yüzüne çıkacaktır. Bu konuda bilimsel verilerden bir kısmını açıklamak uygun olacaktır.




Önce gözün görme konusunda ne gibi etkisi olduğuna kısaca değinelim. İnsan yaşamının başından itibaren içinde yaşadığı maddesel dünyanın kesin bir gerçek olduğuna şartlanmıştır. Bu şartlanma içerisinde büyür ve tüm hayatını bu bakış açısı üzerine kurar. Ancak modern bilimin ulaştığı sonuçlar sanıldığından çok farklı ve çok önemli bir sırrı ortaya çıkarmıştır. Bu dünya gözümüzün gördüğü, kulağımızın duyduğu, burnumuzun kokladığı, dilimizin tattığı ve elimizin dokunduğu bir dünyadır. Doğduğu andan itibaren bu beş duyuya bağlı olan insan bu sebeple dış dünyayı ancak bu beş duyunun tanıttığı şekliyle tanıyabilir. Dış dünya hakkında en çok bilgi veren duyumuz olan görme işlemi birkaç aşamada gerçekleşir. Görme sırasında her hangi bir cisimden gelen ışık demetleri yani protonlar göz merceğinden kırılarak geçer ve gözün arka tarafındaki retinada odaklanır. Burada elektrik sinyallerine dönüşen ışınlar görme siniri aracılığı ile beynin arka tarafındaki görme merkezine iletilir. Görme işlemi de beyindeki bu merkezde gerçekleşir. Hayatımız boyunca izlediğimiz her görüntü yaşadığımız her olay gerçekte bu küçük ve karanlık bölgede yaşanmaktadır. Şu an okumakta olduğunuz bu yazı da kilometrelerce uzağa baktığınızda gördüğünüz uçsuz bucaksız manzarada gerçekte bu birkaç metreküplük bölgede oluşmaktadır.


Şimdi bu bilgiyi daha dikkatli bir şekilde düşünelim. 'Görüyorum' derken aslında gözümüze gelen ışınların elektrik sinyaline dönüşerek beynimizde oluşturduğu etkiyi görürüz. 'Görüyorum' derken aslında beynimizdeki elektrik sinyallerini seyrederiz. Aynı durum diğer algılar içinde geçerlidir. Ses, dokunma, tat alma ve koku alma beyinde yalnızca birer elektrik sinyali olarak algılanır. Dolayısı ile beynimiz, yaşamımız boyunca maddenin bizim dışımızdaki aslı ile değil, sadece elektriksel bir kopyası ile muhatap olmaktadır. Biz ise bu kopyaları dışımızdaki gerçek madde zannederek yanılırız. Bu fiziksel gerçekler bizi tartışılmaz bir sonuca ulaştırır. Bizim gördüğümüz, duyduğumuz, dokunduğumuz ve adına madde, dünya ve evren dediğimiz kavramlar sadece ve sadece beynimizde yorumlanan elektrik sinyalleridir. Örneğin dış dünyada bir kuş görürüz; fakat gerçekte bu kuş dış dünyada değil beynimizdedir. Kuştan yansıyan protonlar, gözümüze ulaşır ve burada elektrik uyarılarına çevrilir, bu uyarılar beyindeki görme merkezine iletilir, yani gördüğümüz kuş aslında beynimizdeki elektrik sinyalleridir. Uzaklık hissi de aslında beyinde hissedilen bir boşluktan ibarettir. Çok uzakta zannettiğimiz maddeler de, beyinde tek bir noktada toplanmış görüntülerdir. Çok uzaklarda sandığınız yıldızlar, güneş, gökyüzü ve bu yazıyı okurken oturduğunuz oda, baktığınız bilgisayar ekranı ve gördüğünüz her şey de aslında beyninizde olan birer elektrik sinyalidir. Yani aslında siz odanın içinde değil, oda sizin içinizdedir, yıldızlar ve güneş sizin içinizdedir. Bütün maddesel dünyada aslında sizin içinizdedir. Bu görüntülerin yani elektrik sinyallerinin dışında ise aslında nerede olduğumuzu Allah-ü Teala’dan başka kimse ve onun bildirdiklerinden başka kimse bilemez. Bütün bu harikulade yaratılışı hisseden ise ruhumuzdur. Maddesel hayat ise gerçekte bir hayal ve yokluktan ibarettir. Bütün bu hayalleri gerçek zanneden beşer ise büyük bir yanılgıya düşmekte ve kendisine gerçek gibi gösterilen hayallere kapılıp çocuk gibi eğlenmektedir. Bu aldanış ile beşer, başlarken de belirttiğimiz gibi asıl maksadı olan Rabbe kulluk görevlerini unutmakta, hayal olan bedeninin ve tamamen yokluk olan nefsinin, hayal olan zevkleri ile ömrünü ziyan etmektedir.
İşin en önemlisi bugün ulaşılan bu bilgileri yüzyıllar önce büyük İslam alimi Ahmet Faruk-i Serhendi Hazretlerinin (K.S) bildirmesi, Müslümanlığı ve Allahü Teala’ya kulluğu gericilik olarak gören zavallılara tokat gibi cevap verilmiş olmasıdır. Bu gibi zavallılar yokluğunu var sanan, çocuklar gibi camla, kozalakla eğlenen nasipsizlerdir. Büyüklerimizin tarihte bıraktığı bu izleri bu gün kullanan, bu bilgiler ışığında dünya hayatına hakim olmaya çalışanlar ise ne yazık ki çoğunlukta bu nasipsizlerdir. Hatta çok çok ileri giderek aziz insan oğlunu Müslümanlıktan ve bu gibi büyüklerin bilgilerinden istifade etmekten men etmek için çeşitli propagandalar yapmakta, dinimizi gericilik olarak, bu büyükleri ise birer sihirbaz, büyücü, gerici tanıtmaya çalışmaktadırlar. Bu gün bu zavallılara aldananlar ise onlardan daha zavallıdır. Gençlerimiz ve yetişkinlerimiz herbiri birbirinden farklı meallar yazan kimliği belirsiz kişilerin Kur'an meallarini değil bu büyüklerin Kur'anı Kerimden ve Hadis-i Şerif'erden anlayarak nakil esaslı yazmış oldukları ilmihalleri okumalı, bütün çevresine bu ilmihalleri tavsiye etmeli, başkalarını din diye anlattığı kendi düşüncelerine itibar etmemeli, bu büyüklerin izinden giderek ilm ve fende yükselerek İslamiyet’e, insanlığa ve sahibine hizmet etmelidir. Ahmed Faruk-i Serhendi (Kaddesallahusirrehülaziz) hazretleri şöyle buyurmaktadır. "Allahü Teala, yarattığı varlıkların vücutlarını yokluktan başka birşey yapmadı...Tüm bunları his ve vehim derecesinde yani algı derecesinde yarattı. Alemin varlığı his ve vehim derecesinde olup maddi derecede değildir. Gerçek manada, dışarıda yüce zattan yani Allahü Teala'dan başkası yoktur." (Mektubat/Cild 2 357. Mektup) Akıl sahipleri kendisine bu kadar yakın olan Rabbinden utanır, çocuklar gibi cam parçaları ve kozalaklar ile değil asıl maksat ile meşgul olur.Sevgiyle kalın…